baş ağrısı
lahana hapı

PARASEDOL Tablet (Asetaminofen - Parasetamol) İlacı ayrıntılı bilgisi - Endikasyonları - Kullanım şekli - Yan etkileri

PARASEDOL Tablet (Asetaminofen - Parasetamol) İlacı ayrıntılı bilgisi - Endikasyonları - Kullanım şekli - Yan etkileri

Üretici firma: Koçak Farma

Etken Madde(ler):

Asetaminofen (Parasetamol) 500 mg

Piyasa Şekilleri:

20 tabletlik ambalajlarda.

Kullanım Şekli:

Günlük doz erişkinlerde 3-4×1-2 tablet ve küçüklerde 3-4×1/4 1/2 tablet, 3-4×1/2-2 ölçek eliksirdir. Maksimum erişkin dozu 4 g ve çocuk dozu 1,2 g’dır.

Endikasyonları:

Baş ağrısı, migren, adet sancıları, diş ağrısı, soğuk algınlığı ve gripal enfeksiyonlara bağlı ağrı, nevralji, nevrit, siyatik, lumbago, kas ve eklem ağrıları, orta kulak ağrıları, sinüzit ve cerrahi operasyonlara veya yaralanmalara bağlı ağrılar ile adet zorluklarından kaynaklanan ağrılarda endikedir. Asetilsalisilik asite duyarlılığı olan hastalarda alternatif ilaç olarak kullanılır.

Kontrendikasyonları:

İleri derecede böbrek ve karaciğer rahatsızlığı olan hastalarda kullanılmamalıdır. Parasetamole aşırı duyarlılığı olanlarda ve daha önce anemisi olanlarda kullanılması sakıncalıdır.

Uyarılar:

Parasetamolün 20 gramdan fazla alınmasında fatal risk vardır. Aktif alkolizm, viral hepatit, karaciğer hastalığı ve ağır böbrek fonksiyon bozukluğu olanlarda dikkatle kullanılmalıdır. Kronik alkoliklerde terapötik dozları takiben hepatotoksisite ve karaciğer yetmezliği gelişir. Kronik alkol bağımlılarında güvenli doz saptanamadığından, günde 2 g veya daha düşük dozlar önerilir. Alışılmış terapötik dozlarda kısa süreli olmak şartıyla gebeliğin tüm dönemlerinde kullanılabilir. Yüksek dozlarda devamlı kullanımı annede anemiye, yeni doğan bebekteyse fatal böbrek hastalığına neden olabilir.

Yan Etkileri:

Deride püriritik makulopapüler döküntüler, ürtiker, methemoglobinemi ve bazı gastrointestinal belirtiler gibi yan etkiler görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:

Barbitüratlar ve diğer antikonvülzanlar, kloramfenikol, desipramin, doksorubisin, mide boşalma süresini etkileyen ilaçlar ve uzun süreli tedavilerde antikoagülan ilaçlarla etkileşme olasılığı vardır. Alkol parasetamolün hepatotoksik etkisini artıracağından birlikte kullanılmamalıdır.

VENDAL Retard Tablet (narkotik ağrı kesici) İlacı ayrıntılı bilgisi - Endikasyonları - Kullanım şekli - Yan etkileri

VENDAL Retard Tablet (narkotik ağrı kesici) İlacı ayrıntılı bilgisi - Endikasyonları - Kullanım şekli - Yan etkileri

Önemli:

Bu ürün KIRMIZI REÇETE ile verilmesi gereken ürünlerdendir.

Etken Madde(ler):

Morfin HCl

Piyasa Şekilleri:

10 mg: 30 retard tablet, 100 mg: 20 retard tablet, 60 mg: 30 retard tablet, 30 mg: 30 retard tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:

Vendal retard film tabletler bir bütün olarak, çiğnenmeden ve kırılmadan alınmalı, su içinde çözülmemeli veya ezilmemelidir. Böyle durumlarda bütün dozun kazaen salıverilmesi sonucu ciddi yan etkiler oluşabilir. Hekimin önerdiği doza kesinlikle uyulmalıdır. Genel kural olarak doz sabah ve akşam birer tablet, 24 saatte 2 tablettir. Her iki dozun arasının 12 saat olmasına dikkat edilmelidir. Dozaj yönünden vakaya, mümkün olan en düşük doz uygulanmalıdır. ağrının artması veya tolerans gelişimi sonucu daha önceden verilen dozun yeterli olmaması durumunda doz hekim kontrolü altında artırılmalıdır.

Endikasyonları:

Şiddetli kronik ağrılar ve/veya diğer analjeziklere dirençli kanser ağrılarında kullanılır.

Kontrendikasyonları:

Bu grup ilaçlar, solunum sistemi depresyonu, obstrüktif solunum yolu hastalıkları veya solunum ile ilintili hastalıkları (astım gibi) olan vakalarda uygulanmamalıdır. İlaç bağımlılığı olan veya bu yönde eğilimi olan vakalarda uygulanmaz. Etken maddeye ve diğer narkotik analjeziklere aşırı duyarlılığı olduğu bilinen vakalarda kontrendikedir. Prostat büyümelerinde kullanılmaz, tam blok oluşturabileceği için mesane duvarı yırtılmalarına sebeb olabilir. Epilepsilerde, kafa içi basıncının yüksek olduğu durumlarda, böbrek üstü bezi disfonksiyonlarında kullanılmamalıdır. Akut karaciğer yetmezliği veya karaciğerde işlev kaybıyla birlikte olan vakalarda, hamilelerde, emzirenlerde, bebeklerde ve pre-operatif yatıştırıcı olarak uygulanmaz. Nedeni bilinmeyen akut abdominal sendrom, kraniyal travma ve intrakraniyal basınç artışı, konvülzif durumlar, akut alkolik intoksikasyon ve delirium tremens, 30 aylıktan küçük çocuklar ve MAO inhibitörleriyle tedavi durumlarında kontrendikedir.

Uyarılar:

Morfin narkotik bir ilaçtır ve tekrarlayan uygulamalarda fiziksel bağımlılık, psişik bağımlılık ve tolerans gelişir. Uzun süreli kullanımlardan sonra ilacın aniden kesilmesi yoksunluk sendromuna neden olur. Yaşlı hastalarda, hepatik ve/veya renal fonksiyon bozukluğu olan hastalarda, hipotiroidizmde veya surrenal yetmezlikte, şokta, uretroprostatik hastalık nedeniyle üriner retansiyon riski olan hastalarda dikkatle kullanılmalı, gerekirse dozaj azaltılmalıdır. Morfin, plasenta bariyerini hızla aşar. Doğumun 2. safhasında (serviks dilatasyonu 4-5 cm) veya prematüre doğumlarda, yenidoğan infantta sekonder respiratuvar depresyon riskinden dolayı kullanılmamalıdır. Anne morfin bağımlısıysa, yenidoğan infantta konvülziyonlar, irritabilite, koma, letaliteyle seyredebilen yokluk sendromuna neden olabilir. Yan etki ortaya çıkması halinde veya kullanan vakanın hamile olduğunun anlaşılması gibi durumlarda ilaç derhal kesilmelidir. Diğer bütün narkotik analjeziklerde olduğu gibi yaşlılarda, böbrek ve kronik karaciğer yetmezliği vakalarında doz azaltılarak verilmelidir. Paralitik ileus şüphesi olan vakalarda uygulanmamalıdır veya tedavi sırasında paralitik ileus oluştuğundan şüphelenirse derhal tedavi kesilmeli ve gerekli destekleyici tedbirler alınmalıdır. Sedatif etkisi nedeniyle araba kullanma veya beceri isteyen makine kullanma yeteneğinde önemli azalmalara yol açabilir. Bunun yanısıra alkol veya diğer santral sinir sistemi depresanı özelliklere sahip ilaçlarla birlikte uygulama bu depresan etkisinin şiddetlenmesine yol açar.

Yan Etkileri:

Önerilen dozlarda en sık görülen yan etkiler bulantı, konstipasyon ve bazan da kusmadır. Bu durum ilaç kesilmesini genellikle gerektirmez ve tedavinin devamında azalarak kaybolabilir. Ancak gerekmesi halinde bir antiemetik kullanımında sakınca yoktur. Oluşabilecek diğer yan etkiler: Sedasyon veya eksitasyon (özellikle yaşlı hastalarda, delirium ve halüsinasyonların oluştuğu hastalarda), intrakraniyal basınç artışı (ki, bu da serebral yakınmaları alevlendirebilir), safra kanalında basınç artışı, üretral stenoz veya prostatik adenoma olgularında üriner retansiyon. Terapötik dozlarda hafif respiratuvar depresyon şiddetli ve fatal olabilir. Yoksunluk sendromunda şu belirtiler görülebilir: Esneme, midriyazis, lakrimasyon, burun akıntısı, burun çekme, kas kontraksiyonları, baş ağrısı, asteni, terleme, anksiyete, irritabilite, uykusuzluk, ajitasyon, iştahsızlık, bulantı, kusma, kilo kaybı, diyare, dehidratasyon, kollarda-bacaklarda ağrı, abdominal ve müsküler kramp, taşikardi, hızlı solunum, hipertermi ve hipertansiyon. Ayrıca yorgunluk, depresyon hali veya çevreye ilgisizlik, kabızlık (bu durumda sürekli lifli gıdalar verilmeli veya laksatifler uygulanabilir), sindirim sisteminde kramplar, öksürük refleksinde kesilme, safra akımında azalma ve bununla ilintili sindirim sistemi şikayetleri, bradikardi, baş dönmesi, hipotansiyon ortaya çıkabilmektedir. Miyozis, libido azalması, kaşıntı ile birlikte deri döküntüleri ortaya çıkabilir.

İlaç Etkileşimleri:

MAO inhibitörleriyle tedaviye ara verdikten sonra en az 15 gün içinde narkotik analjezikler kullanılmamalıdır. Pethidinle birlikte kullanım sonucu ciddi veya fatal olaylar gözlenmiştir. Bu tür reaksiyonların diğer santral analjeziklerle oluşup oluşmadığı bilinmemektedir. SSS depresanları ve trisiklik antidepresanlar morfinle birlikte kullanıldıklarında morfinin etkisini ve aşırı dozaj riskini artırırlar.

DM-ESLON Mikropellet Kapsül (narkotik ağrı kesici) İlacı ayrıntılı bilgisi - Endikasyonları - Kullanım şekli - Yan etkileri

DM-ESLON Mikropellet Kapsül (narkotik ağrı kesici) İlacı ayrıntılı bilgisi - Endikasyonları - Kullanım şekli - Yan etkileri

Önemli:

Bu ürün KIRMIZI REÇETE ile verilmesi gereken ürünlerdendir.

Etken Madde(ler):

Morfin sülfat

Piyasa Şekilleri:

30 mg: 14 mikropellet kapsül, 10 mg: 21 mikropellet kapsül, 60 mg: 7 mikropellet kapsül, 100 mg: 7 mikropellet kapsüllük blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:

Önerilen erişkin dozu 12 saat arayla günde 2 kez 10 mg’lık 1 kapsüldür. Dozaj ağrının şiddetine ve uygulanan diğer analjezik tedavilere göre değişkenlik gösterir. Eğer ağrı azalmıyorsa veya morfine karşı tolerans gelişmişse 10, 30, 60 ve 100 mg’lık M-Eslon mikropellet kapsüller değişik kombinasyonlarda veya tek başına kullanılarak doz artırılmalıdır. Dozlar arasındaki 12 saatlik süre korunmalıdır. Kapsüller çiğnenmeden yutulmalıdır.

Endikasyonları:

Şiddetli kronik ağrılar ve/veya diğer analjeziklere dirençli kanser ağrılarında kullanılır.

Kontrendikasyonları:

Bu grup ilaçlar, solunum sistemi depresyonu, obstrüktif solunum yolu hastalıkları veya solunum ile ilintili hastalıkları (astım gibi) olan vakalarda uygulanmamalıdır. İlaç bağımlılığı olan veya bu yönde eğilimi olan vakalarda uygulanmaz. Etken maddeye ve diğer narkotik analjeziklere aşırı duyarlılığı olduğu bilinen vakalarda kontrendikedir. Prostat büyümelerinde kullanılmaz, tam blok oluşturabileceği için mesane duvarı yırtılmalarına sebeb olabilir. Epilepsilerde, kafa içi basıncının yüksek olduğu durumlarda, böbrek üstü bezi disfonksiyonlarında kullanılmamalıdır. Akut karaciğer yetmezliği veya karaciğerde işlev kaybıyla birlikte olan vakalarda, hamilelerde, emzirenlerde, bebeklerde ve pre-operatif yatıştırıcı olarak uygulanmaz. Nedeni bilinmeyen akut abdominal sendrom, kraniyal travma ve intrakraniyal basınç artışı, konvülzif durumlar, akut alkolik intoksikasyon ve delirium tremens, 30 aylıktan küçük çocuklar ve MAO inhibitörleriyle tedavi durumlarında kontrendikedir.

Uyarılar:

Morfin narkotik bir ilaçtır ve tekrarlayan uygulamalarda fiziksel bağımlılık, psişik bağımlılık ve tolerans gelişir. Uzun süreli kullanımlardan sonra ilacın aniden kesilmesi yoksunluk sendromuna neden olur. Yaşlı hastalarda, hepatik ve/veya renal fonksiyon bozukluğu olan hastalarda, hipotiroidizmde veya surrenal yetmezlikte, şokta, uretroprostatik hastalık nedeniyle üriner retansiyon riski olan hastalarda dikkatle kullanılmalı, gerekirse dozaj azaltılmalıdır. Morfin, plasenta bariyerini hızla aşar. Doğumun 2. safhasında (serviks dilatasyonu 4-5 cm) veya prematüre doğumlarda, yenidoğan infantta sekonder respiratuvar depresyon riskinden dolayı kullanılmamalıdır. Anne morfin bağımlısıysa, yenidoğan infantta konvülziyonlar, irritabilite, koma, letaliteyle seyredebilen yokluk sendromuna neden olabilir. Yan etki ortaya çıkması halinde veya kullanan vakanın hamile olduğunun anlaşılması gibi durumlarda ilaç derhal kesilmelidir. Diğer bütün narkotik analjeziklerde olduğu gibi yaşlılarda, böbrek ve kronik karaciğer yetmezliği vakalarında doz azaltılarak verilmelidir. Paralitik ileus şüphesi olan vakalarda uygulanmamalıdır veya tedavi sırasında paralitik ileus oluştuğundan şüphelenirse derhal tedavi kesilmeli ve gerekli destekleyici tedbirler alınmalıdır. Sedatif etkisi nedeniyle araba kullanma veya beceri isteyen makine kullanma yeteneğinde önemli azalmalara yol açabilir. Bunun yanısıra alkol veya diğer santral sinir sistemi depresanı özelliklere sahip ilaçlarla birlikte uygulama bu depresan etkisinin şiddetlenmesine yol açar.

Yan Etkileri:

Önerilen dozlarda en sık görülen yan etkiler bulantı, konstipasyon ve bazan da kusmadır. Bu durum ilaç kesilmesini genellikle gerektirmez ve tedavinin devamında azalarak kaybolabilir. Ancak gerekmesi halinde bir antiemetik kullanımında sakınca yoktur. Oluşabilecek diğer yan etkiler: Sedasyon veya eksitasyon (özellikle yaşlı hastalarda, delirium ve halüsinasyonların oluştuğu hastalarda), intrakraniyal basınç artışı (ki, bu da serebral yakınmaları alevlendirebilir), safra kanalında basınç artışı, üretral stenoz veya prostatik adenoma olgularında üriner retansiyon. Terapötik dozlarda hafif respiratuvar depresyon şiddetli ve fatal olabilir. Yoksunluk sendromunda şu belirtiler görülebilir: Esneme, midriyazis, lakrimasyon, burun akıntısı, burun çekme, kas kontraksiyonları, baş ağrısı, asteni, terleme, anksiyete, irritabilite, uykusuzluk, ajitasyon, iştahsızlık, bulantı, kusma, kilo kaybı, diyare, dehidratasyon, kollarda-bacaklarda ağrı, abdominal ve müsküler kramp, taşikardi, hızlı solunum, hipertermi ve hipertansiyon. Ayrıca yorgunluk, depresyon hali veya çevreye ilgisizlik, kabızlık (bu durumda sürekli lifli gıdalar verilmeli veya laksatifler uygulanabilir), sindirim sisteminde kramplar, öksürük refleksinde kesilme, safra akımında azalma ve bununla ilintili sindirim sistemi şikayetleri, bradikardi, baş dönmesi, hipotansiyon ortaya çıkabilmektedir. Miyozis, libido azalması, kaşıntı ile birlikte deri döküntüleri ortaya çıkabilir.

İlaç Etkileşimleri:

MAO inhibitörleriyle tedaviye ara verdikten sonra en az 15 gün içinde narkotik analjezikler kullanılmamalıdır. Pethidinle birlikte kullanım sonucu ciddi veya fatal olaylar gözlenmiştir. Bu tür reaksiyonların diğer santral analjeziklerle oluşup oluşmadığı bilinmemektedir. SSS depresanları ve trisiklik antidepresanlar morfinle birlikte kullanıldıklarında morfinin etkisini ve aşırı dozaj riskini artırırlar.

Behçet Hastalığı nedir? Belirtileri nelerdir? Nasıl tedavi edilir?

Behçet Hastalığı nedir? Belirtileri nelerdir? Nasıl tedavi edilir?

Behçet hastalığı ağızda ve cinsel bölgede ağrılı ülserler (yaralar), göz problemleri ve deri bulgularıyla seyreden bir hastalıktır. Hastalık nadir görülmekle birlikte Türkiye’de daha nadirdir. Hastalık 1924 yılında bu hastalığı tanımlayan Tütk Dermatolog Hulisi Behçet’in adıyla Behçet hastalığı olarak adlandırılmıştır.
Behçet Hastalığının nedenleri nelerdir?
Hastalığın tam olarak nedeni bilinmemekle birlikte, otoimmün bir hastalık olarak tanımlamaktadır. Otoimmun hastalıklarda bağışıklık sistemi vücuttaki dokulara karşı savaşa geçer. Bu durumun nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, hastalığın gelişiminde bakteri ve virüs enfeksiyonlarının rolü olabilir.

Kimler Behçet Hastalığı açısından risk altındadırlar?

Behçet Hastalığı ipek yolu üzerinde bulunan ülkelerin insanlarında daha sık ve şiddetli olarak görülen bir hastalıktır. Akdeniz ülkeleri orta doğu ve uzak doğuda 10.000 kişinin birinde Behçet Hastalığı görülür. Hastalık başka ülkelerde başka etnik gruplarda da görülebilir. İpek yolu üzerindeki ülklerde erkeklerde daha fazla görülürken, diğer etnik gruplarda kadınlarda daha sık görülür. Hastalık her yaşta görlebilmkle birlikte en sık 20-30 lu yaşlarda ortaya çıkar. Behçet Hastalğının belirtileri nelerdir? Ağız ülserleri Behçet Hastalığının en sık ve ilk görüleen bulgularındandır. Bununla beraber bu belirtiler ortaya çıkmadan evvel hastalar aşağıda belirtilen bir çok tekrar eden bulguyu gösterebilirler:

* Soğuk algınlığı ve tosillit
* Kas ve eklem ağrısı
* Halsizlik
* iştahsızlık ve kilo kaybı
* baş ağrısı
* Vücut derecesinde değişiklikler

Ağrılı ağız ülserleri genellikle hastalığın ilk bulgusudur ve hastaların %70 inde görülür. Ülseler dilde dudak ve

yanak içlerinde ortaya çıkabilir. Genellikle 1-2 hafta sürerken, bazen 3 haftaya kadar uzayabilirler.Hastalığın diğer

bulguları şunlardır:

* Cinsel bölgedeki Ülserler : Bu ülserler ağız ülserlerinden daha nadir görülürler. Ağrılıdırlar ve genellikle iz bırakarak iyileşirler.
* Göz Tutulumu : Uveit dediğimiz durumda gözde kızarıklık ve şişme olur. Bazen hastalıkta retinada hasarlanır ve tedavi edilmezse körlüğe neden olabilir.
* Deri Bulguları : Eritema nodosum dediğimiz ağrılı şişlikler sık görülür. Kollar bacaklaar ve gövdede sivilce benzeri döküntüler görülebilir.

Daha az görüleen bulgular mide bağırsak sistemine ait rahatsızlıklar( karın ağrısı, ishal, kusma), eklem ağrıları ve

şişlikleri, sinir sistemi problemleri ve damar dokusu ve dolaşım sistemi problemleridir.

Behçet Hastalığına nasıl tanı konulur?

Behçet hastalığında bütün bulgular bir arada olmadığında tanı koymak zor olabilir. ; Eğer hastada ağızda ve cinsel

bölgt, göz ve deri bulguları var ise tanı daha rahat konulur. Hastalığın tanısı aşağıdaki kriterlere göre konulur.:

Yılda en az 3 kez ağızdda tekrar eden aft ile birlikte aşağıdaki kriterlerden iki veya daha fazlasının bulunması:

* Cindel bölgede ülserler
* Göz tutulumu (Üveit ve retinada hasar)
* Deri bulguları
* Pozitif paterji testi (Behçet hastalığını tanımak için yapılan bir test)

Behçet Hastalığı nasıl tedavi edilir?

Behçetin kesin tedavisi yoktur. Temel hedef hastalığın bulgularını tedavi etmek ve komplikasyonların gelişmesini

engellemektir. Behçet Hastalığı bir çok organı etkileyebilen bir hasstalık olduğunddan farklı uzmanlık dallarından

oluşan bir ekip tarafından kontrol edilmelidir. Aşağıdaki bazı ilaçlar hastalığın bulgularını kontrol alabilir:

Yerel Tedavi

* Tetrasiklinli solüsyonlar
* Yerel olarak uygulanan kortizonlu ilaçlar
* çeşitli anestrtik maddeler

Sistemik tedavi

* ağızdan alınan kortizon
* aspirin, İbuprofen gibi kortizon dışında antiinflamatuar ilaçlar
* bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar azathioprine , chlorambucil)
* deneysel olan ve araştırılan ilaçlar (kolşisin, siklofosfamid, talidomid, infliksimab ve potasyum iodid)

Hastalığın seyri nasıldır?
Behçet Hastalığı kronik bir hastalıktır ve şiddeti değişebilen bir şekilde akut hecmeler halinde alevlenme
gösterir.Hastalığın erken evresinde ataklar daha sıktır ve bir lkaç hafta sürebilir.Hastalık ilerledikçe atakların arasındaki süre uzar ve bazı hastalarda ataklar tamamıyla durabilir. Behçeet hastalarının % 4ünde ölüm meydana gelir. Ölüm nedeni mide bağırsaklarda delinme sinir sisteminin etkilenmesi ve damarsal yapılardaki balonlaşma şeklinde bozukluklardandır.

DAROB Tablet İlacının Ayrıntılı Bilgileri - Endikasyonları - Kullanım şekli - Yan etkileri

DAROB Tablet İlacının Ayrıntılı Bilgileri - Endikasyonları - Kullanım şekli - Yan etkileri

Etken Madde(ler):

Sotalol HCl 80 mg

Piyasa Şekilleri:

50 tabletlik blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:

Genel kural olarak Beta-blokörlerle tedaviye düşük dozla başlayıp kademeli olarak artırılarak optimum doza ulaşılmalıdır. Hipertansiyon ve angina pektoriste günlük ortalama doz 2×80 veya 1×160 mg’dır. Aritmilerde 160-240 mg olarak kullanılır. Tirotoksikozda 1×160 mg, akut miyokart enfarktüsünde profilaktik amaçla enfarktüsten 5-14 gün sonra 320 mg kullanılır. Maksimum günlük doz 480 mg’dır.

Endikasyonları:

Beta-reseptör blokeridir. Semptomatik ve tedavi gerektiren taşikardik supraventriküler kalp aritmileri: AV kavşak taşikardisi, paroksismal atrial fibrilasyon veya Wolf-Parkinson-White sendromuna eşlik eden supraventriküler taşikardilerde endikedir.

Kontrendikasyonları:

Dekompanse kalp yetmezliği, şok, 2. ve 3. derece atrioventriküler blok, sinoatrial blok, sinoatrial düğüm sendromu, bradikardi (<50 vuru/dak.), preeksistan OT uzaması, hipopotasemi, hipotansiyon, geç dönemde periferik dolaşım bozuklukları, obstrüktif akciğer hastalıkları, metabolik asidoz, diltiazem ve verapamil tipi kalsiyum antagonistlerinin i.v. kullanımlarında (yoğun bakım tedavisi dışında) ve sotalola duyarlı hastalarda kontrendikedir.

Uyarılar:

Sıkı perhiz yapan hastalarda, kan-glukoz düzeylerinde şiddetli dalgalanmalar olan diyabetli hastalarda nabız atışı gibi düşük kan şekeri semptomları maskelenir. Bu tip hastaların kan-glukoz düzeyleri düzenli olarak ölçülmelidir. Hormon üreten suprarenal veya adrenal medülla tümörü olan hastalarda feokromasitoma: önce Alfa-reseptör blokerleriyle tedavi gerekir. Enfarktüs geçirmiş veya ventrikül fonksiyonlarında zayıflama öyküsü olan hastalar özellikle kalp aritmilerinin şiddetlenmesi riski altındadır. Kişisel ve ailesel hikayelerinde psöriyazis olan hastaların sotalol gibi Beta-blokerlerle tedavisi yarar/zarar oranı iyice gözden geçirildikten sonra yapılmalıdır. Çünkü bu tip ilaçlar psöriyazisi etkileyebilir, bu hastalığın semptomlarını şiddetlendirebilir veya kepeklenme tarzında deri kabartılarına yol açar. Koroner kalp hastası ve/veya kalp aritmileri olan hastalarda tedavinin kesilmesi kademeli olarak yapılmalıdır. Kan basıncında büyük düşüşler olan veya nabız yavaşlamasını tolere edemeyen hastalarda günlük doz düşürülmeli, aynı uygulama solunum güçlüğü çekenlere de yapılmalıdır. Gerekirse tedavi kesilmelidir. Sotalol tedavisi talimatlara uygun yapılsa bile ani reaksiyon kabiliyetinde değişikliğe neden olabilir. Motorlu araç veya makine kullanma kabiliyeti azalabilir. Bu durum özellikle tedavinin başlangıcında, dozaj değiştirildiğinde veya ilaç alkolle birlikte alındığında görülür. Sotalol plasentaya geçer. Gebeliğin ilk 3 ayında sotalol kullanımıyla ilgili veri olmadığından gebelik sırasında ancak çok gerekli görülürse ve doktor kontrolünde yarar/zarar oranı göz önünde tutularak dikkatle verilmelidir. Yeni doğan bebeklerde nabzın zayıflaması, hipotansiyon, hipoglisemi ve solunum depresyonu riski nedeniyle beklenen doğum tarihinden 48-72 saat öncesinde tedavi kesilmelidir. Süte geçen sotalol miktarı her ne kadar bebekte bir tehlike yaratmıyorsa da, bebek Beta-bloker etkiler yönünden gözlem altında tutulmalıdır.

Yan Etkileri:

Nadiren yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, uyuşukluk, parestezi ve ekstremitelerde soğuma meydana gelebilir. Mide ve barsak şikayetleri, obstrüktif solunum yetmezliği, alopesi, konjunktivit, uyku bozuklukları, kalp yetmezliğinin şiddetlenmesi, bradikardi, atrioventriküler ileti bozuklukları ve hipotansiyon daha nadir görülen olgular arasındadır.

İlaç Etkileşimleri:

Kalsiyum antagonistleriyle birlikte kullanımında dikkat edilmelidir. Sotalol tedavisi sırasında kalsiyum antagonistelerinin i.v. uygulamasından (yoğun bakım dışında) kaçınılmalıdır. Sınıf 1 antiaritmik ilaçlarla kombine tedavide ORS kompleksini genişleten müstahzarlar (özellikle kinidin gibi) kullanılmamalıdır. Ciddi OT uzama riskinden dolayı sotalolun diğer Sınıf 3 antiaritmiklerle kombine kullanımı sakıncalıdır. Trisiklik antidepresanlar, barbitüratlar, fenotiyazin ve narkotikler, antihipertansifler, diüretikler ve vazodilatörlerle tedavi sırasında sotalol kullanılması kan basıncını daha fazla düşürebilir. Sotalol, narkotikler ve antiaritmiklerin kardio-depresif etkileri aditif olabilir. Tübakürarin kaynaklı nöromüsküler blokaj Beta-adrenerjik reseptörlerin inhibisyonu ile şiddetlenebilir. Bu nedenle anestezi uzmanları sotalolun bu etkisi konusunda bilgilendirilmelidir. Sotalolun rezerpin, kloridin, alfa-metil dopa, guanfasin ve kalp glikozidleriyle bir arada kullanılması kalp frekansının düşmesine ve normal kalp iletisinin yavaşlamasına neden olabilir. Diüretiklerle kullanıldığında potasyum düzeyinin izlenmesi özellikle önemlidir.

TALOZİN Ampul İlacının Ayrıntılı Bilgileri - Endikasyonları - Kullanım şekli - Yan etkileri

TALOZİN Ampul İlacının Ayrıntılı Bilgileri - Endikasyonları - Kullanım şekli - Yan etkileri

Etken Madde(ler):

Sotalol HCl 40 mg/4 ml

Piyasa Şekilleri:

4 ml’lik 5 ampullük ambalajlarda.

Kullanım Şekli:

5 dakika içinde 20 mg i.v. olarak uygulanır. 20 dakika sonra bir 20 mg daha 1 mg/dakika hızla hastanın durumuna göre 1.5 mg/kg’a kadar uygulanır. Enjeksiyon çözeltisi programlanmış elektrostimülasyon çerçevesinde 1 mg/kg’dan 1.5 mg/kg’a kadar 5-15 dakika içinde bir perfüzyon aleti ile eşit hızda verilir. Tekrar kullanımda doz arası 6 saatin altına düşmemelidir. Böbrek fonksiyonu sınırda olan hastalarda birikme tehlikesi birkaç kat daha fazla olduğu için, bu hastalarda renal klirens dozu, kalp hızı ve klinik etki gözönüne alınarak ayarlanmalı ve sadece sıkı EKG kontrolü ve serum konsantrasyonu kontrolü altında yapılmalıdır.

Endikasyonları:

Beta-reseptör blokeridir. Semptomatik ve tedavi gerektiren taşikardik supraventriküler kalp aritmileri: AV kavşak taşikardisi, paroksismal atrial fibrilasyon veya Wolf-Parkinson-White sendromuna eşlik eden supraventriküler taşikardilerde endikedir.

Kontrendikasyonları:

Dekompanse kalp yetmezliği, şok, 2. ve 3. derece atrioventriküler blok, sinoatrial blok, sinoatrial düğüm sendromu, bradikardi (<50 vuru/dak.), preeksistan OT uzaması, hipopotasemi, hipotansiyon, geç dönemde periferik dolaşım bozuklukları, obstrüktif akciğer hastalıkları, metabolik asidoz, diltiazem ve verapamil tipi kalsiyum antagonistlerinin i.v. kullanımlarında (yoğun bakım tedavisi dışında) ve sotalola duyarlı hastalarda kontrendikedir.

Uyarılar:

Sıkı perhiz yapan hastalarda, kan-glukoz düzeylerinde şiddetli dalgalanmalar olan diyabetli hastalarda nabız atışı gibi düşük kan şekeri semptomları maskelenir. Bu tip hastaların kan-glukoz düzeyleri düzenli olarak ölçülmelidir. Hormon üreten suprarenal veya adrenal medülla tümörü olan hastalarda feokromasitoma: önce Alfa-reseptör blokerleriyle tedavi gerekir. Enfarktüs geçirmiş veya ventrikül fonksiyonlarında zayıflama öyküsü olan hastalar özellikle kalp aritmilerinin şiddetlenmesi riski altındadır. Kişisel ve ailesel hikayelerinde psöriyazis olan hastaların sotalol gibi Beta-blokerlerle tedavisi yarar/zarar oranı iyice gözden geçirildikten sonra yapılmalıdır. Çünkü bu tip ilaçlar psöriyazisi etkileyebilir, bu hastalığın semptomlarını şiddetlendirebilir veya kepeklenme tarzında deri kabartılarına yol açar. Koroner kalp hastası ve/veya kalp aritmileri olan hastalarda tedavinin kesilmesi kademeli olarak yapılmalıdır. Kan basıncında büyük düşüşler olan veya nabız yavaşlamasını tolere edemeyen hastalarda günlük doz düşürülmeli, aynı uygulama solunum güçlüğü çekenlere de yapılmalıdır. Gerekirse tedavi kesilmelidir. Sotalol tedavisi talimatlara uygun yapılsa bile ani reaksiyon kabiliyetinde değişikliğe neden olabilir. Motorlu araç veya makine kullanma kabiliyeti azalabilir. Bu durum özellikle tedavinin başlangıcında, dozaj değiştirildiğinde veya ilaç alkolle birlikte alındığında görülür. Sotalol plasentaya geçer. Gebeliğin ilk 3 ayında sotalol kullanımıyla ilgili veri olmadığından gebelik sırasında ancak çok gerekli görülürse ve doktor kontrolünde yarar/zarar oranı göz önünde tutularak dikkatle verilmelidir. Yeni doğan bebeklerde nabzın zayıflaması, hipotansiyon, hipoglisemi ve solunum depresyonu riski nedeniyle beklenen doğum tarihinden 48-72 saat öncesinde tedavi kesilmelidir. Süte geçen sotalol miktarı her ne kadar bebekte bir tehlike yaratmıyorsa da, bebek Beta-bloker etkiler yönünden gözlem altında tutulmalıdır.

Yan Etkileri:

Nadiren yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, uyuşukluk, parestezi ve ekstremitelerde soğuma meydana gelebilir. Mide ve barsak şikayetleri, obstrüktif solunum yetmezliği, alopesi, konjunktivit, uyku bozuklukları, kalp yetmezliğinin şiddetlenmesi, bradikardi, atrioventriküler ileti bozuklukları ve hipotansiyon daha nadir görülen olgular arasındadır.

İlaç Etkileşimleri:

Kalsiyum antagonistleriyle birlikte kullanımında dikkat edilmelidir. Sotalol tedavisi sırasında kalsiyum antagonistelerinin i.v. uygulamasından (yoğun bakım dışında) kaçınılmalıdır. Sınıf 1 antiaritmik ilaçlarla kombine tedavide ORS kompleksini genişleten müstahzarlar (özellikle kinidin gibi) kullanılmamalıdır. Ciddi OT uzama riskinden dolayı sotalolun diğer Sınıf 3 antiaritmiklerle kombine kullanımı sakıncalıdır. Trisiklik antidepresanlar, barbitüratlar, fenotiyazin ve narkotikler, antihipertansifler, diüretikler ve vazodilatörlerle tedavi sırasında sotalol kullanılması kan basıncını daha fazla düşürebilir. Sotalol, narkotikler ve antiaritmiklerin kardio-depresif etkileri aditif olabilir. Tübakürarin kaynaklı nöromüsküler blokaj Beta-adrenerjik reseptörlerin inhibisyonu ile şiddetlenebilir. Bu nedenle anestezi uzmanları sotalolun bu etkisi konusunda bilgilendirilmelidir. Sotalolun rezerpin, kloridin, alfa-metil dopa, guanfasin ve kalp glikozidleriyle bir arada kullanılması kalp frekansının düşmesine ve normal kalp iletisinin yavaşlamasına neden olabilir. Diüretiklerle kullanıldığında potasyum düzeyinin izlenmesi özellikle önemlidir.

TRIAMINIC Oral Solüsyon İlacı ayrıntılı bilgileri

TRIAMINIC Oral Solüsyon İlacı ayrıntılı bilgileri

Etken Madde(ler):

Fenilpropanolamin HCl 20 mg/ml, Feniramin maleat 20 mg/ml

Piyasa Şekilleri:

10 ml oral solüsyon içeren cam şişelerde.

Kullanım Şekli:

1 yaşın altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır. 1-3 yaş çocuklarda günde 4 defaya kadar, her yaş için 2 damla. Örneğin, 2 yaşındaki çocuğa, günde 4 defaya kadar 4′er damla verilir. 3 yaşın üzerinde, günde 3-4 kez, çocuğun kilosu başına 1 damla hesabıyla verilir. Örneğin 15 kg’lık bir çocuğa günde 3-4 kez 15 damla verilir. Biberona veya yemeğe karıştırılarak çocuğa verilebilir.

Endikasyonları:

Soğuk algınlığı, alerjik rinit ya da üst solunum yollarının diğer alerjilerine bağlı nazal konjestiyonun, nezlenin, burun ve boğazda kaşıntı, göz yaşarması gibi belirtilerin geçici olarak bertaraf edilmesinde kullanılır.

Kontrendikasyonları:

Bileşimdeki maddelerden herhangi birine karşı aşırı duyarıllık, koroner yetmezlik, taşikardi ve hipertansiyon gibi ciddi kardiyovasküler bozukluklar, alt solunum yolları hastalıklarında kullanılmamalıdır.

Uyarılar:

Dar açılı glokom, prostat hipertrofisi, ciddi diabetes mellitus, hipertiroidi olgularında dikkatle kullanılmalıdır. 12 yaş altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır. Diğer bütün antihistaminik içeren ilaçlarda olduğu gibi bu kombinasyon da hastanın reaksiyonlarını yavaşlatabilir. Araç ya da makina kullanan hastalar uyarılmalıdır. Gebelerde ve emziren kadınlarda zorunlu olmadıkça kullanılmamalıdır.

Yan Etkileri:

Deri döküntüsü, yorgunluk, uykusuzluk, baş ağrısı, ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, taşikardi, baş dönmesi, nadiren gastrointestinal bozukluklar görülebilir. Özellikle çocuklarda irrite durum ortaya çıkabilir.

İlaç Etkileşimleri:

Antihistaminikler alkol ve antidepresanların etkilerini artırırlar. Fenilpropanolaminin Beta-adrenerjik blokerlerle birlikte kullanılması hipotansiyon ve bradikardiye neden olabilir. Fenilpropanolamin, antihipertansiflerin etkilerini azaltabilir. MAO inhibitörleri, antihistaminlerin antimuskarinik ve merkezi depresan etkilerini de ve fenilpropanolaminin vazopresör ve kardiyak stimülan etkilerinde artışa ve sürelerinde uzamaya neden olabileceğinden birlikte bu kombinasyonu içeren müstahzarlar kullanılmamalıdır.

Baş Ağrısı nedir, nedenleri nelerdir, tedavi nasıl yapılır?

Baş Ağrısı nedir, nedenleri nelerdir, tedavi nasıl yapılır?

BAŞ AĞRISI

Baş ağrısı tüm dünyada hemen hemen herkesin hayatları boyunca en az bir kez yaşadığı bir şikayettir. Bazıları için ender gelişen bir belirti olurken bazıları içinse hayatı kısıtlayan kronik bir hastalık veya hayatı tehdit eden bir hastalık olabilmektedir. Birçok hasta altta yatan ciddi bir hastalık belirtisi olabileceğinden korkar. Aşağıdaki yazıda baş ağrısı tipleri genel hatlarıyla incelenecektir.

Baş Ağrısı Sendromları: Baş ağrısıyla karekterize en sık karşılaşılan hastalıklardan olan migren son yıllarda çok fazla ilgi uyandırmaktadır.

1) Migren:

a) Etiyoloji: Migrenin nedeni bilinmemektedir ancak, bazı tetkileyiciler sıkça gözlemlenmiştir.

- Hastaların çoğunun ailede migren öyküsü vardır.

- Stres, değişen uyku saatleri, adet görme, alkol kullanımı, kafein kesilmesi, çeşitli gıda maddelerinin yenilmesi, vb. gibi durumlara dayandırılabilir.

- Görünüşte minör kafa travmalarından sonra gelişebilir; tanısı ve tedavisi uzamış rahatsızlığı engelleyebilir.

b) Migren Sendromları:

- Aura’sız Migren (Basit Migren): Beyinde yaygın veya tek taraflı zonklayıcı baş rahatsızlığı ile karakterize, aralıklı bir sendromdur. Bulantı, kusma, fotofobi (ışıktan rahatsız olma), sonofobi (gürültüden rahatsız olma) ve/veya iştahsızlık, baş ağrısına eşlik edebilir.

- Aura’lı Migren (Klasik Migren): Sıklıkla görme yarı alanı içinde geometrik biçimde olan renklerin, canlı görsel ışık dizileri şeklinde aura ile ortaya çıkmasıdır. Zonklayıcı baş ağrısı genellikle görsel bulguların karşı tarafındadır ve hastada bulantı, kusma, fotofobi, sonofobi ve iştahsızlık olabilir. Aura’lı migren görme alanı bozuklukları ve hemisensoriyel kayıp gibi geçici nörolojik bozukluklarla birlikte olur.

c) Tedavi: Mümkün ise öncelikle uyarıcı etkenler kaldırılmalıdır.

- Migren Ağrısını Erken Durduran Tedavi:

Oral, dil altı ve fitil şekilleri bulunan ergotamin ve dihidroergotamin (dhe) kullanımı. Gebe kalmak isteyen kadınlar, kontolsüz hipertansiyonu bulunanlar, sepsisteki, böbrek-karaciğer yetersizliği bulunanlar ve koroner, serebral veya periferikdamar hastalıkları bulunanlarda bu yöntemden kaçınmak gerekir.

Zaman zaman aspirin veya nonsteroid anti-inflamatuvar ilaçlar (NSAID’ler) migreni durdurabilir. Semptomatik rahatlama için analjezikler de kullanılablir.

Bir serotinin agonisti olan sumatriptan, migren tedavisinde etkili bir ajandır.

- Profilaktik Tedavi: İlaç kullanımı ve baş ağrısını uyarıcı durumlara karşı hastanın davranışlarında değişiklikler yapma şeklinde belirtilebilir.

Medikal tedavide, beta-blokerler, trisiklik antidepresanlar, kalsiyum kanal blokerleri, NSAID’ler veya valproik asit, migreni önlemede kullanılabilmektedir. Hastada belli bir ilacın etkisini (baş ağrısını önleyici etkiden başka bir etki) kısmen ihtiyaca göre kullanmak, kısmen de engellemek için ilaç tedavisi seçiminde yol gösterilir. Başlangıçta düşük doz verilmeli ve dozaj yükseltildikçe tedavi edici faydaları ve istenmeyen yan etkileri düzenlenmelidir. Doz yararlı bir yanıt alınıncaya veya istenmeyen yan etkiler gelişinceye kadar artırılabilir. Bir ilacın etkisiz olduğunu düşünmeden önce, maksimal bir dozun birkaç hafta kullanılması gereklidir.

Biofeedback tedavisi, hastaların stresle daha fazla ilişkili olan migren ataklarını azaltabilir.

2) Bir Kas Gerilmesi veya Gerilim Baş Ağrısı:

Başın çevresinde bant şeklinde rahatsızlık ile karekterizedir. Bu tip baş ağrıları genellikle gündüzleri meydana gelir ve duygusal stres ile bağlantılı olabilir. Posterior servikal ve oksipikal kaslar genellikle hassastır ve spazm halinde olabilir. Bu tip baş ağrısı ile basit migren arasında ayrım yapmak zor olabilir.

Tedavide NSAID’ler, kas gevşeticiler, ılık ıslak ısı ve bazen antidepresif ilaçlar ve psikoterapi uygulanması gereklidir.

3) Kronik Günlük Baş Ağrısı:

Migrenli veya gerilim baş ağrıları olan hastalarda, spontan olarak veya analjezikler ya da ergotaminlerin aşırı kullanılması sonucu olarak kronik günlük baş ağrıları gelişebilir. Tedavi, aşırı ilaç kullanımının kesilmesinden ibarettir. Profilaktik migren ilaçları da baş ağrısının tekrarını önlemede yardımcı olabilir.

4) Küme (Cluster) Baş Ağrısı:

Küme baş ağrıları, şiddetli periorbital baş ağrılarıdır. Otuz ila doksan dakika sürer ve birkaç hafta veya ay boyunca günde bir defa ya da birkaç defa meydana gelir. Tek taraflı ağrı ile birlikte ağrı ile aynı tarafta göz yaşı akması, konjoktival hipermi, nazal konjesyon ve Horner sendromu olur. Tipik hasta, orta yaşlı bir erkektir. Bu tip baş ağrısı olan hastalar genellikle sessiz ve karanlık yerler arayan migrenlilerin tersine genellikle yürüyerek dolaşırlar.

Tedavi olarak, ağrıyı başlangıçta durduran ve semptomatik olan tedavi %100 oksijen, ergotamineler, analjezikler veya sumatriptan içerir. Profilaktik tedavi, lityum, kalsiyum kanal blokerleri veya kortikosterioidleri içine alır.

5. Temporal (Dev Hücreli) Arterit:

Bir şakakta odaklanmış veya oksipal alanda yerleşmiş baş ağrısından şikeyet eden 50 yaş üzeri hastalarda dev hücreli arterit araştırılmalıdır. Buna bağlı semptomlar, görme bozuklukları, çene kaludikasyon, ateş, atraji myalji ve kilo kaybıdır. Bu hastaların yaklaşık %50’sinde polimyaljia romatika da vardır.

Kortikosteroid tedavi hızlı iyileşmeyi sağlar.

6. Selim İntrakranial Hipertansiyon:

Bilinen bir nedeni yoktur fakat şişmanlık, hamilelik, oral kontraseptifler, sistemik SLE ve birçok başka durumlarla birlikte bulunur. Oldukça sabit ve yaygın baş ağrısının açık bilinç, papil ödemi ve normal nörlojik muayene ile birlikte gelişmesi bu hastalığı düşündürür. Bulanık görme oluşabilir ve görme kaybı en ağır komplikasyonudur. Tanı için BT veya MR taraması önerilir.

7. Trigeminal Nevralji:

Sıklıkla idiopatik olan bir sendromdur fakat, multiplskleroz (MS), neoplazi ve trigeminal sinire bası yapan vasküler halkalar ile birlikte olabilir. Sıklıkla bir tetik noktası ile beraber şimşekvari-hızlı, şiddetli yüz ağrısı, trigeminal nevraljiyi düşündürür. Yüz duyularında hiçbir kayıp yoktur.

Tedavi şekilleri, karbamazepine, baklofen ve cerrahi girişimi içerir.

8) İndometazin’e Yanıt Veren Baş Ağrıları:

İndometazin tedavisi ile iyileşebilen şiddetli, tek taraflı ağrı ile karekterizedir. Kronik paroksismal hemikrania, gece uykudan uyandıran, 2 dakika ile 2 saate dek süren, otonomik özellikler ile beraber olan, ağrılı, multipl ataklar (günde 40’a kadar) ile karekterizedir. Alkol, krizleri uyarabilir. Epizodik paroksismal hemikrania, gece uykudan uyandıran ve otonomik özellikler ile beraber olan, yarım saat kadar süren, multipl ataklar (günde 6 ila 30 arası) ile karekterizedir. Aylar hatta yıllar süren remisyonlar meydana gelebilir.

Yukarıda sayıldığı gibi baş ağrısı kendini değişik hastalıklar şeklinde göstermektedir. Başarılı bir tedavinin ilk basamağı güvenli, güvenilir ve özgün bir tanıdır. Bu sebeple baş ağrısı yakınmaları, nedeninin belirlenmesi açısından daima daha ileri değerlendirme gerektirir.

Uluslararası Baş Ağrısı Derneği’nin Baş Ağrısı Sınıflaması

Primer Baş Ağrısı Bozuklukları:

A. Migren

1. Aurasız Migren

2. Auralı Migren

3. Oftalmoplejik

4. Retinal Migren

5. Migrenle İlişkili Olabilecek Periyodik Çocukluk Çağı Sendromları

6. Migren Komplikasyonlan

7. Yukandaki Kriterleri Karşılamayan Migrenoz Bozukluk

B. Gerilim Tipi Baş Ağrısı

1. Epizodik Gerilim Tipi Baş Ağrısı

2. Kronik Gerilim Tipi Baş ağrısı

3. Yukandaki Kriterleri Karşılamayan Gerilim Tipi Baş Ağrısı

C. Küme Baş Ağrısı ve Kronik Paroksismal Hemikranya

1. Küme Baş Ağrısı

2. Periyodik Özellikleri Belirsiz Küme Baş Ağrısı

3. Epizodik Küme Baş Ağrısı

4. Kronik Küme Baş Ağrısı

5. Kronik Paroksismal Hemikranya

6. Yukandaki Kriterleri Karsilamayan Küme Benzeri Baş Ağrısı Bozukluğu

D. Yapısal bir Bozuklukla İlişkisi Olmayan Çeşitli Baş Ağnları

1. İdyopatik Saplanıcı Baş Ağrısı

2. Dıştan Bası Baş Ağrısı

3. Soğukla Tetiklenen Baş Ağnsı

4. Benin Öksürük Baş Ağrısı

5. Benin Efor Baş Ağrısı

6. Cinsel Aktivite ile İlişkili Baş Ağrısı

Sekonder Baş Ağrısı Bozukluklan:

E. Kafa Travmasi ile İlişkili Bas Ağrısı

1. Akut Travma Sonrasi Bas Ağrısı

2. Kronik Travma Sonrasi Bas Ağrısı

F. Damarsal Hastalıklarla İlişkili Baş Ağrısı

1. Akut İskemik Serebrovaskuler Hastalik

2. İntrakranyal Hematom

3. Subaraknoid Kanama

4. Kanamamış Damarsal Anomali

5. Arterit

6. Karotis veya Vertebral Arter Ağrısı

7. Venöz Tromboz

8. Arteriyel Yüksek Tansiyon

9. Diğer Damarsal Hastalıklarla İlişkili Baş Ağrısı

G. Damar-dışı İntrakranyal Hastalıklarla İlişkili Baş Ağrısı

1. Beyin Omurilik Sivisi Basıncının Artması

2. Beyin Omurilik Sivisi Basıncının Azalması

3. Kafa-içi İnfeksiyon

4. Kafa-içi Sarkoidoz veya İnfeksiyon Dışı Diger İnflamatuar Hastalıklar

5. Intratekal İnjeksiyonlara Baglı Baş Ağrısı

6. Kafa-içi Tümörler

7. Diğer Kafa-içi Hastalıklarla İlişkili Baş Ağrısı

H. Madde Kullanımı veya Yoksunluğu ile İlişkili Baş Ağrısı

1. Akut Madde Kullanımı ile İlişkili Baş Ağrısı

2. Kronik Madde Kullanımı ile İlişkili Baş Ağrısı

3. Madde Yoksunluğu Baş Ağrısı (Akut Kullanım)

4. Madde Yoksunluğu Baş Ağrısı (Kronik Kullanım)

5. Maddelere Bağlı ancak Mekanizması Belirsiz Baş Ağrısı

I. Kafa Dışındaki İnfeksiyonlarla İlişkili Baş Ağrısı

1. Viral İnfeksiyon

2. Bakteriyel İnfeksiyon

3. Diğer İnfeksiyonlarla İlişkili Baş Ağrısı

J. Metabolik Bozuklukla İlişkili Baş Ağrısı

1. Hipoksi

2. Hiperkapni

3. Mikst Hipoksi ve Hiperkapni

4. Hipoglisemi

5. Diyaliz

6. Diğer Metabolik Bozukluklara Bağlı Baş Ağrısı

K. Kranyum, boyun, gözler, kulaklar, sinusler, dişler ve yüz ve kafa yapılarına ilişkin diğer bozukluklardan kaynaklanan baş ve yüz ağrıları

1. Kafa kemikleri

2. Boyun

3. Gözler

4. Kulaklar

5. Burun ve Sinusler

6. Dişler, Çene ve İlişkili Yapılar

7. Temporomandibuler Eklem Hastalığı

L. Kranyal Nevraljiler, Sinir Gövdesi Agrısı ve Deafferentasyon Ağrısı

1. Kranyal Sinir Kökenli Sürekli (tik gibi olmayan) Ağrı

2. Trigeminal Nevralji

a. İdyopatik Trigeminal Nevralji

b. Semptomatik Trigeminal Nevralji

3. Glossofaringeal Nevralji

4. Nervus İntermedius evraljisi

5. Superior Laringeal Nevralji

6. Oksipital Nevralji

7. Tic Douloureux Dışındaki Santral Nedenli Baş ve Yüz Ağrıları

8. 11. ve 12. Guruplardaki Kriterleri Doldurmayan Yüz Ağrısı

M. Sınıflanamayan Baş Ağrısı